Download Vincent van Gogh - Theo'ya Mektuplar.pdf PDF

TitleVincent van Gogh - Theo'ya Mektuplar.pdf
File Size5.8 MB
Total Pages251
Document Text Contents
Page 1

T h é o
Vincent Van Go

0C30
Yapı Kredi Yayınları

eviren: Pınar

Page 2

T H E O ’YA MEKTUPLAR

V incen t V an G ogh, (30 Mart 1853, Zundert, Hollanda - 29 Tem m uz 1890,
Auvers-sur-Oise, Fransa). HollandalI ressam. 1869’da sanat yapıtları alım satı­
mıyla uğraşan Goupil firmasına girdi ve birkaç yıl burada çalıştı. 1880’de sulu­
boya çizimlerle resme başladı. 1881’de HollandalI ressam Anton Mauve ile
çalışmak için Lahey’e yerleşti. 1882’de yağlıboya çalışmalarına başladı.
1883’te D renthe’de üç ay, 1884’te N uenen köyünde bir yıl kaldı. Bu dönem­
de okuduğu Emile Zola’nın romanları bazı resimlerini etkiledi. Yine bu dö­
nemde, Delacroix ile Rubens’in resimlerini ve Japon baskılarını inceledi. Bir
süre Anvers Akademisi’nde çalıştı, ancak anlaşamayarak 1886’da kardeşi
Theo ile buluşmak üzere Paris’e gitti. 1886-1888 arası, Van Gogh’un izlenim­
ci biçeminin olgunlaştığı dönem olmuştur. 1888’de Arles’a gitti ve başını Ga­
uguin ile Toulouse-Lautrec’in çektiği bazı ressamlarla izlenimci bir grup kur­
maya çalıştı. Aynı yıl geçirdiği bir travma sonucunda hastaneye kaldırıldı ve
bir yıl tedavi gördü. 1890’da Paris’e, daha sonra da Auvers-sur-Oise’a gitti ve
intihar etti.
B azı Önem li Y apıtları: Tarlada (1883, Devlet Müzesi, Amsterdam); Patates
Yiyenler (1885, Devlet Müzesi, Amsterdam); Sigara İçen Kafatası (1886, Dev­
let Müzesi, Amsterdam); Sandalye ve Pipo ya da Van Gogh'un Sandalyesi ( 1888-
89, Tate Galerisi, Londra); Kendi Portresi (1888, Devlet Müzesi, Amsterdam);
Gece Kahvesi (1888, Yale Üniversitesi Sanat Galerisi, New Heaven, Connecti­
cut); Auvers’da Bir Merdiven (1890, Kent Sanat Müzesi, St. Louis, Missouri).

P ın a r Kür, 15 Nisan 1945’de Bursa’da doğdu. Liseyi New York’da okudu,
Üniversite öğrenimini New York ve İstanbul’da tamamladı. Fransa’da Sor-
bonne Üniversitesi’nde “Yirminci yüzyıl tiyatrosunda gerçeklik ve yanılsa­
ma” konusunda doktora verdi. Bir süre 1971-1973 arasında Ankara’da Devlet
Tiyatrosu’nda dramaturg olarak çalıştı. Bu dönemde, Dost dergisinde öyküleri
yayımlandı. Halen Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.
B azı Önem li Y ap ıtları: Yarın Yarın (roman, 1976); Küçük Oyuncu (roman,
1977); Asılacak Kadın (roman, 1979); Bir Deli Ağaç (Öykü, 1981); Akışı Olmayan
Sular (öykü, 1983: 1984 Sait Faik Hikâye Armağanı); Bitmeyen Aşk (roman,
1986); Bir Cinayet Romanı (roman, 1989); Sonuncu Sonbahar (roman, 1992);
Cinayet Fakültesi (roman, 2006).

Page 125

ca, son zamanlarda bende de bir değişiklik belirmesi oldukça ilginç bir rast­
lantı gibi geliyor bana.

Şu sırada, kafamı öylesine tümüyle saran, düşüncelerimi düzene ko­
yan, kesinleştiren, yenileyen, genişleten bir çevre içinde bulunmam... Şu
sessiz, ıssız bozkırla dolu olarak oturup sana yazabilmem... Tam da şu sırada
içimde iyiye doğru bir değişmenin başlangıcını hissediyorum, fam olarak
gerçekleşmedi daha, ama yapıtlarımda öyle şeyler görüyorum ki çok kısa bir
süre öncesine kadar yoktular. Yağlıboya yapmak da daha kolay gelmeye
başladı. Şimdiye değin elimin değmediği bir sürü yeni şeyler denemek için
can atıyorum. Koşulların henüz belirsiz olduğunu, burada uzun süre kalabil­
me olasılığının kesinlikten uzak olduğunu biliyorum. Sırf senin içinde bu ­
lunduğun koşullar yüzünden benim de durumum değişebilir. Bu her ne ka­
dar beni üzerse de, aşırı bir tepkiyle karşılayacak değilim.

Gene de, gözümün önünde güzel bir gelecek canlandırmaktan kendi­
mi alamıyorum - b e n artık yalnız olmayacağım, ikimiz birlikte, ressam ola­
rak bir arada çalışarak, dost olarak, bir arada yaşayacağız...

Bu düşünce tüm çekiciliğiyle dönüp dolaşıyor kafamda. Patırtısız gü­
rültüsüz, ortalığı fazla karıştırmadan, tıpkı “une révolution qui est, puisqu’il
faut qu ’elle sout” * gibi gerçekleşebilmeli bu. Hepsi bu kadar işte -son di­
yeceğim şu ki, bir süre sonra ikimizin burada birlikte olması hiç şaşırtmaya­
cak beni. Bunun olabileceğini iliklerimde duyuyorum, hem de bir köşeden
bir köşeye yuvarlanan bir turba parçasından daha fazla dikkat çekmeden...
Bir an sonra yeniden kıpırtısız kalır turba parçası, kimse şu kadar bile farkı­
na varmaz olayın.

Ancak, insanoğlunun kökleri var; köklerin bir yerden başka bir yere
aktarılması -yeni ekildiği toprak daha verimli olsa b ile- acı verebilir.

Ama o toprak daha mı iyi ???? Eski çağların püritenleri neydiyse, günü­
müz toplumunda ressamlar da o... Aynı dürümdalar.

Saçma, yapay bir dindarlık ya da yobazlık değil söz konusu olan; tersi­
ne son derece basit ve sağlam bir şey. Şimdi özellikle Barbizon Eko-
lü’nden** ve kırsal yaşamı resimlemek eğiliminden söz ediyorum. Sende,
insan olarak, Paris ile bağdaşamayan bir yan görüyorum. Bunun üstünden
kaç yıllık bir Paris geçti bilemiyorum -yüreğinin bir bölümü orada kök sal­
mış, kabul ediyorum bunu da- ama, gene de bir şey, bir je ne sais quoi***
var ki içinde, hâlâ bakir..

Senin sanatçı yanın işte o. Şimdilik zayıf görünüyor -daha yeni yeni to­
murcuklanıyor, ama tomurcuklar tez çoğalır, tez büyür.

* “Var olması gerektiği için varolan bir devrim ” .
** Aynı yüzyılın başlarında Fontainebeaux O rm an ı’nda ya da yakınlarında birlikte çalışmış bir grup

ressam.
*** E lle tutulm ayan bir şey.

Page 126

Bana kalırsa eski ağaç gövdesi fazla yarılmış ve derim ki, tümüyle yeni
bir yönde tomurcuk salman gerek, yoksa korkarım ağacının gövdesi gerekli
canlılığı gösteremeyecek. Bana öyle geliyor en abından -sen başka türlü mü
düşünüyorsun?

Üstelik, ressam olduğun takdirde, bunun temellerini önceden niyetlen­
meden de olsa kendi elinle atmış olacaksın ve ilk kez olarak seninle aynı
yolda yürüyen dostların; belirli, edinilmiş bir yerin olacak. Birlikteliğimizin
benim çalışmalarım üstünde de doğrudan doğruya bir etkisi olacağına inanı­
yorum, çünkü eksikliğini duyduğum şey bir sürekli yakınlık, resimlerim ko­
nusunda bir yüreklendirme, resimden anlayan biriyle görüş ve düşünce alış­
verişi.. Bu dediklerimden onca uzun süre uzak kaldım ki, bir uyarıcıya ge­
reksinmem olduğunu hissediyorum.

Öyle çok tasarı dolanıyor ki kafamda, herhangi birini tek başıma ger­
çekleştirme çabasına girişmeyi göze alamıyorum -sense kısa sürede bunla­
rın ne olduklarını, ne anlama geldiklerini çözümlersin. Öyle olmasın ister­
dim ama, ne yazık ki, yapıtlarım hakkında söylenenler, kişi olarak bıraktı­
ğım izlenim konusunda son derece duyarlıyım. Bana güvenmeyenlerle kar­
şılaştığımda, tek başıma kaldığımda, elimi kolumu bağlayan bir tür boşlukta
hissediyorum kendimi. Bu halimi tam da anlayabilecek kişisin sen - e n ufak
bir iltifat, övgü istemiyorum, birileri gelip beğenmedikleri işlerime bakıp
‘beğendim’ desinler istemiyorum; hayır, istediğim, kötü bir iş karşısında bo­
zum olmayacak, gerçek, akıllı bir içtenlik... İstediğim, yaptığım bir iş altı
kez kötü çıkarsa ve ben cesaretimi yitirmeye başladığımda, ‘şimdi yeniden,
yedinci kez denemelisin’ diyebilecek biri... Gereksindiğim ve onsuz yapa­
mayacağım yüreklendirme nedir, anlıyorsun ya... Sanıyorum sen bunu çok
iyi anlarsın ve bana sonsuz yardımın dokunur.

Üstelik, senin kolaylıkla yapabileceğin bir şey bu, özellikle sen de
aynı konum da olursan. Birbirimize yardımcı olurduk, çünkü ben de, ken ­
di payıma, senin bana yapacağını sana yapardım ki bu çok önemli bir şey.
İki insan birbirine inanmalı, işin yapılabileceğini, yapılması gerektiğini his­
setmeli... Böylece ikisi de son derece güçlü olabilir. Her ikisi de birbirini
yüreklendirmeli, desteklemeli. İşte, sanıyorum ki sen ile ben birbirimizi
iyi anlayabilirdik.

Sen de ressam olmasaydın bunu yapabileceğinden emin değilim. T e k
engel şüphe -k i insanlar genellikle şüpheyi besliyorlar. Örnekse, T ers teeg ’i
al. Doğuştan şüpheci bir adam, inanmak nedir bilmiyor bile.

Buna karşılık, Millet, tam bir inanan tip. Sık sık “foi de charbonnier”*
deyimini kullanmış -oldukça da eski bir deyim bu aslında. İnsan ne denli
uygar olursa olsun, kentli değil, köylü kişi olmalı. T am iyi anlatamıyorum
* “M aden işçisinin im anı” .

Page 250

meşine katkıda bulundun. O resimler, en büyük kargaşanın içindeyken bile
sükûneti muhafaza etmişler, edeceklerdir.

Ç ünkü varmış olduğumuz yer bu... Bu görece kriz anında sana söy­
leyebileceğim tek şey, ya da en önemli şey bu... Ölmüş ressamları satanlarla
yaşayan ressam ticareti yapanlar arasında durumun çok gergin olduğu bir
anda.

Böyle işte, ben, kendi çalışmalarım için yaşamımı tehlikeye atıyorum,
bu çalışma uğruna yarı-deli bir insan oldum -olsun, kabu l- ama bildiğim
kadarıyla insan ticaretiyle uğraşanlardan biri değilsin sen ve hangi tarafı tu ­
tacağını, tam insanca davranarak seçebilirsin. Ama bilmem ki...

Page 251

“Geçmişi düşündüğümde -hemen hemen yenilmez
zorluklarla dolu olan geleceği düşündüğümde,
sevmediğim ve kaytarmak istediğim, ya da tabiatımın
kötü yanının kaytarmak istediği onca güç çalışmayı
düşündüğümde; bana dönük, hep bana bakan gözleri
düşündüğümde- başaramazsam suçun nerede, kimde
olduğunu bilecekler, bana ufak tefek serzenişlerde
bulunmayacaklar, ama doğru ve erdemli olan -saf
altından olan- her konuda denenmiş ve eğitilmiş
olduklarından, yalnızca yüzlerindeki anlam neler
diyecek bana: Sana yardımcı olduk, sana ışık verdik
elimizden gelen her şeyi yaptık senin için, gerçekten
dürüst bir çaba gösterdin mi? Hak ettiğimiz karşılık
nerede?”

Vincent Van Gogh’un on yedi yıl boyunca,
intiharından iki gün önceye dek kardeşi Theo’ya
yazdığı mektuplar, sanatçının Auvers-Sur Oise’da
noktalanan yaşamından ve yaratım sürecinden bir
kesiti sunuyor.

Yazar Van Gogh Türkçede.

Kapak Resmi: V incent Van G ogh

ISBN 978-975-363-551-6

lililí
789753 635516

16 T L

Similer Documents